Yaşadığım Bir Olaydan Çıkardığım Hayat Dersleri

Bekir Salih KORKMAZ
Şubat 11, 2017

Yaz tatilinde yaklaşık 10 kadar öğrencim ve ailemle pikniğe gitmiştik. Yeme-içme ve eğlenceden sonra herkes piknik alanında bir yerlere dağıldı. Ağacın altında birkaç kişi ile otururken gözüme az ilerdeki çocuk parkında tek başına oturan 4 yaşındaki oğlum ilişti. “Tek başına ne yapıyor parkta? Neden yanında kimse yok?” diye düşündüm ve yanına doğru gittim. Vardığımda yalnız olmadığını, 8 yaşındaki kızımın, 3-5 öğrencimin ve annemlerin de orada olduklarını gördüm. Fakat ters giden bir şey vardı…

Kızım parktaki küçük dönme dolapta(şu ahtapot gibi 3-5 kolları olup yanlamasına dönen oyun aletinde) yaşlı gözlerle bana bakıyor, annemler de dönme dolabın yanında onu ve diğer çocukları korur gibi ayakta bekliyorlardı.

Ne oldu dercesine kızıma bakınca ağlamaklı bir sesle “Şu kızlar bize vurdu.” dedi. Baktığımda kızların 12-13 yaşlarında olduklarını gördüm. Bizim çocuklardan 4-5 yaş büyüklerdi. Zengin, şımarık çocuklar oldukları kıyafetlerinden, hal ve tavırlarından hemen belli oluyordu.  Bizim çocuklar dönerken onlar “İnin, biz de bineceğiz” demişler, dönme dolap da durmayınca çocuklar dönerken kafalarına sırtlarına vurmaya başlamışlar. Bunu gören annemler de hemen müdahale edip o kızlardan birine vurmak istemiş fakat kız kaçınca eli omzunu sıyırmış, vuramamış. Bunun üzerine de ben gelmişim. Olay buymuş…

Ben hemen salıncakta oturan ve bizim çocukları darp eden kızlara dönüp “Kızlar, gelin bakayım buraya!” diye sert bir şekilde seslendim. Birisi hemen “Ne var sen de bize mi vuracaksın?” diye bağırdı. “Neden vurdunuz çocuklara?” deyince, saygısızca “Kocaman kadın da bize vurdu, utanmaz kadın…” gibi sözler söyleyip yaptığı davranışa rağmen bir de üste çıkmaya çalışınca “Kapa çeneni, saygısızlık yapma” dedim. Kızlar söylene söylene uzaklaşmaya başladılar. Bu arada kızlardan birinin annesi de kızların yanında. Fakat ağzını açıp tek kelam etmiyor. “Tamam ya uzatmaya gerek yok, neden uzatıyorsunuz?” diyor bize fakat sessizce. Hiç sesi çıkmıyor. Çocuklarına müdahale etmiyor. Derken az ileriye gittiler… Çocukların şımarıklıklarının nereden geldiği belliydi…

Ben piknik alanımıza döndüm. Bizimkiler dönme dolabın yanında az daha durup kendi aralarında konuşuyorlardı. O kızlar bizimkilerin yanından geçerken laf attılar, ağızlarını eğdiler, burunlarını kıvırdılar, bir şeyler söylediler. Bizimkiler de onlara cevap verdi. Ne konuştuklarını duyamıyordum. Sadece şımarık kızların yakımızdan geçerken bizimkilere “Siz insan bile değilsiniz.” dediğini duydum. Bizimkiler köy çocuğu, annemler de köylü ev hanımları olunca bu şımarık zengin çocuklar bunlara “Amaan, sizin gibi amelelerle muhatap olacak değiliz.” demişler. Annemler de “Sizin gibi çingene olacağımıza amele oluruz daha iyi.” demişler. Falan filan…

Ben yapılan bu haksızlığa ve saygısızlığa tepkisiz kalamazdım. Bir şey yapmalıydım. “Hele biraz bekleyelim” dedim kendi kendime…

Bizim çocuklar başka yerde oynarlarken ben piknik alanında sürekli o çocukları gözlemliyordum. Dönme dolaba binmişlerdi. Uzunca bir süredir de dönme dolaptaydılar. Başka çocuklar gelip binmek istiyor, onlar sürekli döndükleri için binemiyorlar, durdukları zaman ise oturaklara değil de mecburen ortadaki demir kısma binmek zorunda kalıyorlardı. Yaşlı bir amca da torununu bindirmek için uzunca bir süre uğraşmıştı. Etrafları kalabalıklaşmıştı ama şımarık çocuklar eğlencelerine devam ediyordu. Sanki dünya sadece onların etrafında dönüyordu. Başkaları hiç umurlarında değildi.

Bizim çocukları çağırdım. “Hadi” dedim, onların size yaptığı gibi siz de varıyorsunuz “İnin artık biraz da biz binmek istiyoruz” diyorsunuz. Bizim çocuklar çekingen davranınca “Korkmayın!” dedim, “Haklı olan da kalabalık olan da sizlersiniz. Siz onlardan üstün ve güçlüsünüz, ne korkuyorsunuz?” Bizimkiler böyle söyleyince hücuma kalkar gibi koştular dönme dolaba.

Bizim hanım “Sen de yanlarında git, bizimkiler de onlara vurmaya kalkar, kavga falan çıkar” deyince ben de hemen arkalarından yetiştim. Varınca baktım ki annem gibi 3 tane teyze çocuklarıyla kaldırım taşına oturmuşlar şımarık çocukların inmesini bekliyorlar. Daha başka çocuklar da var bekleyen. “Kızlar hadi inin artık, yeteri kadar bindiniz, sıranız geçti, biraz da başkası binsin” dedim. “Bize ne, inmeyeceğiz.” diye itiraz ettiler. Dönme dolabı durdurdum. Tekrar “İnin!” dedim, yine “İnmeyeceğiz!” dediler. “Siz başkalarını döverek indiriyorsunuz ama.” deyince senin annen de bize vurdu dedi bir tanesi. “Sen kendinden küçüklere vurmayı biliyorsan senden büyükler de sana vururlar o zaman. Senin bu çocuklara vurmaya hakkın var mı?” dedim. Saygısızca itirazlar etmeye başladı. “Sırayla bineceksiniz, in!” dedim yine inmedi, saygısız tavırlarına devam etti. “Yaşın kaç senin de benimle böyle konuşabiliyorsun?” deyince verdiği cevap karşısında ne diyeceğimi bilememiştim: “Sana ne yaşımdan, evlenme mi teklif edeceksin?”

Çocukta hakikaten saygısızlık derecesine ulaşan bir özgüven vardı.

İçimden “Bu böyle olmayacak” dedim ve polis rolüne büründüm. Benden korkmuyor belki polisten korkar. “Bak inmezsen kelepçeyi takarım koluna” deyince onunla beraber olan diğer çocuklar korktular. Erkekler inmişti zaten, diğer cazgır kız da hemen indi. Ama itiraz eden ve bizim çocuklara vuran bu kız “İnmeyeceğim, ne yapacaksın?” diye itirazlarına devam edince benim kıza “Koş kızım, çantamdan kelepçelerimi al da gel” deyince bizim kız da hemen koştu. Sanki kelepçelerim var…

Bizim kız çantamı getirene kadar diğerleri baktı ki iş ciddiye biniyor, o kızı ikna etmeye çalıştılar. Ama kızda inat devam ediyordu. Gözü biraz korktu, “Git annemi çağır gel” dedi birine fakat yine inmedi. Bu arada benim el çantası da geldi. “Bak kelepçeyi çıkarıyorum” dedim, yine kızda korku yok. “Tamam, günah benden gitti, ekipleri çağırıyorum” deyip telefonu elime aldım. Birkaç tuşa basar gibi yaptım. Telefonu kulağıma koydum. Bu arada annesi geldi. “Polis mi çağırıyorsunuz? Aşk olsun.” dedi sitemle. Telefona “Bi saniye abi” deyip kadınla konuşmaya başladım.  Sanki biriyle konuşuyorum J

Kadına olanları anlatırken koşa koşa bir adam geldi burnumun dibine. “Noluyor burda?” dedi öfkeyle. Ona da kızının benim kızıma ve öğrencilerime vurduğunu söyleyince “Olabilir, seninkiler vurmuştur, o sebeple vurmuştur.” dedi. Vuran kız kendi kızı olmamasına rağmen yüz ifadesi ve tavırları kavga etmeye hazır görünüyordu. Kendi kızı olmadığını sonradan anladık.

Bu arada beraber piknik yaptıkları 2 erkek ve 2 kadın da geldiler. Onlar gelince babam, annem vs. bizimkiler de geldi. Ortalık kızıştı. Kavgacı adamla bağrıştık: “Burada kaç kişi sizin çocukların dönme dolaptan inmesini bekliyor. Sizin keyfinizi mi bekleyeceğiz? Bir de utanmadan benim anneme amele diyor çocuğunuz. Böyle bir hakkı yok.” dedim. Babam da bağırdı, birkaç bir şey söyledi. Derken onlardan bir adam soğukkanlı davranıp keyfimizi bozmayalım, olur böyle şeyler tarzında bir şeyler söyledi. Ama özür dileyecekleri yerde neredeyse üste çıkacaklar. Diğerleri uzaklaşırken yine onlardan bir kadın “Özür dileriz, çocuklar yanlış yapmış, kusura bakmayın.” deyince “Hele şükür” dedim kadına,  “Biz de bu tavrı bekliyoruz. Kabalaşmanın, keyfimizi bozmanın anlamı yok…”

Allah’tan olay fazla büyümedi ve herkes dağıldı. Çocuklarını alıp uzaklaştılar. Bu arada tüm gözler bize çevrildi. Sıra bekleyen o 3 teyze dâhil kimse müdahale etmedi, kavgaya gelen adamlara çocuklarının haksız olduğunu söylemedi. Sonuç olarak sıra bekleyen diğer çocuklar da dönme dolaba bindiler…

Bu olaydan şu sonuçları çıkardım:

1. Çocuklarımıza her şeyden önce başkalarına, özellikle büyüklere saygıyı, küçüklere sevgiyi öğretmeliyiz. Yoksa başlarına ve bizim başımıza büyük işler açabilirler. “Küçüklerine şefkat, büyüklerine saygı göstermeyen bizden değildir” hadis-i şerifi bizlere rehber olmalıdır.

2. Haklı olduğumuz bir davada asla sessiz kalmamalıyız. Sonucunda kaybetsek bile… “İyiler seslerini yeterince çıkarmazlarsa kötülerin seslerini dinlemeye mahkûm kalırlar.”

3. Çocuklarımıza ezmemeyi ve ezilmemeyi öğretmeliyiz. Haksızlığa uğradığında sessiz kalan kişilerin başlarına gelen sıkıntı sebebiyle şikâyet etmeye hakkı yoktur. Schiller’in söylediği gibi: “Böcek olmayı kabullenenler, ezilince şikâyet etmemelidirler.”

4. Çocuklarımızı kul hakkı bilinciyle yetiştirmeliyiz. Parktaki bir oyuncağa haddinden fazla binip başkasını bekletmenin dahi kul hakkı olduğunu, başkalarını rahatsız etmeye haklarının olmadığını iyice öğretmeliyiz.

5. Çocuklarımıza mazlumun yanında olmak gerektiğini, başkalarına haksızlık ve zulüm yapılırken sessiz kalınmaması gerektiğini öğretmeliyiz.

6. Çocuklarımız yanlış yaptığında doğru bir şekilde müdahale etmeli ve asla çocuğumuzun yanlışının arkasında olmamalıyız. “Çocuktur, yapar” düşüncesinin bazı yanlışlarda geçerli olmadığını bilmeliyiz. Gün gelir o yanlışlar bizi fazlasıyla üzer.

7. Çocuğumuz elbette bizim en kıymetli varlığımızdır. Zarar görmesini istemeyiz. Ama unutmayalım ki başkalarının çocukları da kıymetlidir. Çocuğumuz başkalarına zarar vermeye başlarsa ona karşı olan tüm tavır ve davranışlarımızı gözden geçirmeliyiz. Çünkü ortada yanlış giden bir şeyler vardır.

8. Çocuklarımızı fazla özgür bırakırsak, bu özgürlük başlarına bela olabilir. Onların özgürlüğünün başkalarının özgürlük alanına kadar olduğu bilincini çocuklarımıza yerleştirmeliyiz.

9. Özgüven sahibi çocuklar yetiştireyim derken hassas davranmalı, dikkatli olunmalı. Her şeyin fazlası zarardır. Aşırı özgüvenli çocuklar toplum için vurdumduymaz bir baş belası olabilir.

10. Çocuklarımızın kalbine her şeyden önce Allah korkusunu yerleştirmeliyiz. “Allah’tan korkmayandan kork!” diye boşuna dememişler. Bunun yanında polis, jandarma gibi kolluk kuvvetlerine saygıyı da öğretmeliyiz. Kolluk kuvvetleri sayesinde yaptığı yanlışın cezasız kalmayacağını bilsinler. Allah’tan ve polisten yani yanlış yaptığında ceza verenlerden korkmuyorsa bir insan, toplum için büyük bir baş belası olacağı muhakkaktır.

11. Çocuklarımıza nimetlerden mahrum kalmayı da öğretelim ki gün gelip mahrum kalınca ağırlarına gitmesin. Yoksulun halini anlasın, onları hor ve hakir görmesin.

Gençler bizim geleceğimizdir. Gençlere bakınca yüzümüz gülüyor, geleceğe umutla bakıyorsak ne mutlu bize… Böyle değilse vay halimize…

Matematik işlemini yaparak devam ediniz. * Süre doldu. Lütfen yenilemeye basınız.

1. Dönemin Bitmesine Kalan Süre
19 Ocak 2018

Üye OlŞifremi Unuttum

Beyşehir İHL İmam Hatip Marşı